SESSİZ ÇIĞLIĞIN SON GÖZYAŞI


2/2/2008 · Kategori: GUNCEL

Ülkemiz son günlerde büyük çalkantılar geçirmekte, geçirtilmekte.  Bir kısım zümre var ki kuyruğuna basılmış ve acı acı çevreye iğrençlikler saçmaktalar.

Türkiye demokratik bir ülke sözde. Sözde diyorum çünkü halkın çoğunluğunun sesini yansıtan gruba dayatmalar yapılmaktadır. Öncelikle demokrasiyle sorunumuz var bizim. Demokrasi kavramının ne olduğunu iyice tahkik etmeliyiz. Belki de ben yanlış biliyorumdur, mükemmel olamam hiçbir zaman! Birkaç kendini bilmez nâdânın beyhude sarf ettiği sözden ötürü neredeyse midemiz bulandı. Her yerde güyâ terörist gibi ithamlarda bulunulan “türbanlı”, “başörtülü” ifadelerinin iyice suyunu çıkardılar.

Biz lâik bir ülke miyiz? Sorusuna herhalde herkes “evet” cevabını verecektir. Madem bu ülke ve bu millet lâik veya lâik yolunda, öyleyse bu devlet karışmamalı –karışamaz da- vatandaşımızın dinine, ibadetine ve karışamaz bacımızın örtüsüne... Lâiklik aslında bunlara karıştığı müddetçe, bu özgürlükleri engelleyerek –belli bir zihniyete hizmet ettiği açık- bozulmuş olur, olacaktır. Beyaz bir güvercin misali, ne zaman özgürce yaşamaya hasret, ferini yitirmiş gözlerle, susamış dudaklarıyla ikrar ettiler “lâiklik elden gidiyor” dediler ve güvercinlerimizin ellerine zincir, ayaklarına pranga taktılar. Fakat birkaç şeyi unuttular ki onlar da düşünce ve kalp. Oraya gem vuramadılar. Sürekli bilim olimpiyatlarında, öğrenci seçme sınavlarında, çeşitli yarışmalarda hep önde oldukları halde geri plâna atıldılar. Heyhat! Dedim ya, düşünceye zincir takmak kimin marifeti? Onların işi ortalığı karıştırarak, bulandırarak, felaket tellallığı yaparak “bulanık suda kolay balık avlanır” sözündeki gibi balık avlayarak rant meselesi yapmak.

Sütçü imam, ecnebinin bir bacımızın yaşmağını açmasına sıkmadı mı kurşununu? Ve yine kurtuluş savaşındaki Kınalı Eller de başörtülü değil miydi? Zübeyde Hanım, Latife Hanım, Nene Hatun...

Dünyanın hangi ülkesinde ve bu halkının %99’unun Müslüman olduğu hangi toplumda bu yasak vardır?

Bir de baktılar yasak kalkacak gibi oluyor, örtünme tarzlarını öne sürdüler. Ben top sakal bırakmışım diye Yahudi mi oluyorum, ya da saçlarımı Che Guevara tarzı uzatsam komünist mi oluyorum? Bunun gibi bir hanım kızımız başına ister yazma takar, ister eşarp, ister de başka bir şey... Yasağın biri kalkıyor başka biri giriyor bu sefer devreye. Yakında da korkarım “Saç mı derdiniz? Gidin kazıtıp gelin. Ancak bu şekilde girebilirsiniz... gibilerinden bir komik bir çözümle komik duruma düşmelerinden. Bu ve benzeri setler her zaman önümüze konulmuştu bu güne kadar. Bu işe ehliyetli olmayan da karışınca durum daha komik oluyor. Ekonomicinin, yargıcın ne işi var bu yasayla?

Engel mi istiyorsun. Neymiş başörtülü daha kolay kopya çekilirmiş de herkes başörtüsü takarmış sonra. Gülünecek şeyler bunlar, ama gülemiyorum ne yazık ki insanımızın bu çıkmazı zorlamalarına. Çözüm mü yok sanki! Ama belli. Engelleyecekler ya, önlerine takoz koyacaklar ya...

“Başörtülü girerse notlarda çifte standart uygulamasına geçerim.” Diyen bir rektör ne kadar demokratik sizce? Ya da rektör mü?

Hâsılı bu üzerinde hassasiyetle durulması gereken konu bu şekilde garip düşünceler yüzünden daha çok su götürür. Yapmamız gerekense, vicdanlarımızı dinlemek bir nebze olsun. Dert yanılmasın, çözüm üretilsin.

Selam olsun engellere sabreden beyaz güvercinlere...

İlhan Kaplan

Yorum (0) Yorum yaz!

VALLA THE CHRISTMAS[*] OLDUK SONUNDA


18/12/2007 · Kategori: GUNCEL

Bir yılbaşı daha yaklaşıyor. Bir yılın sonunu bitirip de yeni bir yıla giriş yapacağımız şu günlerde her tarafta bir coşku bir heyecan almış başını gidiyor.

Yılbaşı... Tabii ki miladî yılbaşını kastediyorum. Yoksa hicrî yılbaşını hatırlayanımız çok sınırlı. Sebeplerini izaha lüzum yok. Amacım da bunu belirtmek değil zaten.

Aslında bir kutlu zaman dilimidir yılbaşı. Sevgili Peygamberimiz ve son peygamber Hz. Muhammed (Sallallahu Aleyhi Vesellem)’den önceki peygamberimiz Hz. İsa (a.s)’nın doğumudur bu vakit. Birçok Hıristiyan aileler bu geceyi büyük bir coşku ve heyecanla idrak ediyor, sabırsızlıkla bu günün gelmesini arzu ediyor. Bu geceye özel o kadar çok kültürleşmiş olay, kalıplaşmış şekiller vardır ki... Hindi, Noel Baba, Yılbaşı Ağacı benim aklıma gelenler sadece. Ya bir de bunların sahne olduğu öyle çok ortamlar var ki...

Ne güzel değil mi? Her yerde insanlar bir peygamberin doğumunu kutlama telaşında. Ama şurada birçoğunun aklına gelmeyecek kadar ince bir fark var. Hıristiyanların kutladığı ve değerlendirdiği bu coşkun etkinlikler bizim benliğimize de o kadar çok salmış ki onlara taş çıkartırız evelallah.

Hatırlıyorum küçüklüğümde hep hayal etmişidir. Bir yılbaşı ağacı olsa evimde rengârenk... Noel Baba gelip bana da hediye getirsin diye. Ama nedense benim o küçücük dimağım Efendimizle özdeşleşen Gül’ü hayal etmiyordu. Hayal etmiyordum, ne yazık ki bilmiyordum. Ve ben halkı Müslüman olan bir ülkede doğup büyümüştüm hamdolsun. Çok eski değil daha ortaokuldayken sınıf arkadaşlarımla yılbaşı hediyesi adı altında hediyeleşirdik. Yine geçen gün memleketimin insanından gördüklerimi arz edeyim size. Çok büyük, bilinen marketler zincirinin bir şubesinde girişte maket bir Noel Baba karşılıyor beni. Ve güzelce süslenmiş bir çam ağacı... Gece arabamda eve doğru gidiyorum ve karşıma çıkan apartmanın son katında bir şey dikkatimi çekiyor. Dikkatlice bakınca yine güzel lambalarla süslenmiş yanıp sönen bir çam ağacını görmüş oldum. Çarşı pazar da zaten Noel Baba olmuş insanlar kaynıyor hepinizin de bildiği gibi.

Peki, neden anlattım size bunları? Dedim ya ben küçükken Gül’ün mahiyetini, neyi temsil ettiğini ve doğumunu bilmezken diğer bir güzel kutlamayı bilinçaltımda bulmuştum.

Medya... Her şey şu gazete ve televizyonun elinde şu anda. Ülkemizde yayın yapan gazete televizyonların %80 i yılbaşı zamanında etkinlik, eğlence düzenlerken yine bu % 80’lik kısım Sevgililer Sevgilisi’nin doğumunu yani Kutlu Doğum’da etkinlik düzenlemediği gibi, yapılanlara da zerre kadar yer vermez. İşte bu verilmedikçe de gelecek nesiller, çocuklarımız –aynen benim yaptığım gibi– bacadan Noel Baba’nın gelip ona hediye vermesini, yine o gün için sanki farklı birisiymiş gibi Rabbimize “tanrım” diye dua etmeyi öğrenecekler ne yazık ki.

Bu medya, ...star düzenleyedursun, yılbaşının güzelini seçedursunlar elbet ki usanırlar bir gün. 4-5 kişilik bayandan oluşan müzik grubunun söylediği ve seslendirdiği müziklerle de küçük çocuklarımızı benim bile şu güne kadar görmediğim farklı kültürlere çekmeyi başardı. Eyvah bir kültürün başını kesiyorlar!...

Son olarak şunları arz etmek istiyorum. İstemiyorum ki yılbaşını kutlamayalım, eğlenmeyelim. Demiyorum ki yılbaşı ağacı almayalım, süslemeyelim. En doğal hakkımızdır o geceyi değerlendirmek. Hem yeni bir yılın başı olarak, hem de Hz. İsa da bizim peygamberimizdir, onu anarak. Ama neden Efendimizi bu kadar tanıyıp, tanıtmıyoruz. Ya da medya neden bu kadar mesafeli buna. O medyadaki insanların Müslüman olmaması gerekir ki tenezzül etmesin. Ama %90’ı İslam dinine tabi olan bu insanlar kendi dinlerini yaşama-yaşatma mevzuunda hep arka plana atıyor etkinlikleri. Çoğu arka plana atmıyor, çünkü plana bile almıyor. Yapanlara da hemen “gerici, yobaz” yakıştırması yapıyor aynı medya. Hangi dine hizmet için...

Efendim soruyorum size hangi kanallar Kutlu Doğum haftası için özel programlar hazırlarlar bu %80’lik dilimde olanlardan. Medyada olmayınca halk da çok ağyar kalıyor bu etkinliklere. Sonuç ortada. Nereye bu gidiş, nereye?

İlhan KAPLAN

[*] Kullanma sebebim tenkit amaçlıdır.

Yorum (yok) Yorum yaz!

ANADOLU DESTANI


14/11/2007 · Kategori: GUNCEL

Bir yaz ayındayken ağabeyim çalıştığı iş yerine giderken sürekli Uşak’a Anadolu adında yeni bir otobüs firması katılacak diye söyleyip duruyordu. Erteks’in bahçesindeki araçları görmüş olacak ki bana söylendi. Bir zaman geçti ben köye gittim. Ama hala ne firmadan ne de otobüsten haberim vardı. Sonra bir ara Eşme’de Anadolu’nun markasını gördüm. Bordo zemine sarı-beyaz tonlar kullanılarak el yazısıyla çok güzel bir amblemi vardı. Uşak’a döndüğümde her yerde Anadolu otobüslerini görünce gurur duymaya başlamıştım. Sonra diğer şirket zayıflayıp iflas edip yeni birisine satılınca, yeni sahipleri Anadolu’nun bu hızlı çıkışını hiç beğenmemiş olacak ki merhum Orhan Erdoğmuş’a canice suikast düzenlemişlerdi. Hani derler ya ‘meyveli ağacı taşlarlar.’

Gün geçtikçe Anadolu sürekli gelişip büyüdü ve filosunu yeniledi. Türkiye’de az bulunan otobüsler Anadolu’da vardı. Benim de üniversiteyi kazanmış olmam Anadolu’yu tercih etmeme vesile oldu.

Anadolu’nun içindeki ikramları, diğer meşhur firmalarda göremiyordum. Uşak’tan ayrı kalmam Anadolu’dan haberleri almama engel teşkil ediyordu. Bu yüzden internetten takip etmeye başladım. Evime gelen günlük gazeteden Anadolu’nun 1YTL kampanyasını, daha sonra Seyahat-i Saltanat adında Türk kültürüne yakışır bir turizmcilik başlatacağını okumam Anadolu’dan övünmeye başladım. Sonra Ulaşım Kart’ı piyasaya sürmesi... Ücretsiz 0800’lü hattı açması…  Ve herkese Anadolu reklâmı yapmaya başladım arkadaşlar içinde. Yine en son çıkan Neoplan otobüslerinden filosunda bulundurmasından çok mesrur oldum.

Ama Anadolu için bütün bunlar yetmezdi. Çünkü Anadolu artık ulusal bir markaydı. Her geçen gün hızla büyüyordu. Bence daha çok ile ulaşılmalı. Ama oralara Uşak merkezli gitmemeli. Yani mesela İstanbul-Trabzon seferi yapmalı. Çünkü Anadolu’nun sunduğu güzellikleri Anadolu’da yaşamak isteyen çok insanımız var. Anadolu adı gibi Anadolu’muzu tamamen kuşatmalıdır. Yine tüm otobüslerinde wirelessi (kablosuz ağı) yerleştirmelidir. Bu şekilde yolculara yolculuk daha zevkli gelecektir. Belki isteğe bağlı otobüsün arka kısmına çocuklar için oyun parkı yapılabilir. Diğer bir teklifim de bu otobüste yapılan sadece içeceklerin verildiği anların birisi kaldırılabilir veya ekstradan konakladığımız tesislerde çay ikram edilebilir. Örneğin İlhan Tan’da Sakarya Nehrine nazır sıcak bir çay hiç fena olmazdı.

Buraya kadar söylediklerim Anadolu’nun otobüsleri için yapılabilecek yeniliklerdi. Bunu yanında Anadolu Kargo adında bir lojistik taşımacılığa girmesi yerinde olur. Günümüzde ticaret çok hızlı ilerlemektedir çünkü. Bunun yanında Anadolu Hava Yolları (ANADOLU AIR) olması da ülkemiz için bir ilk olacaktır sanıyorum. Anadolu’nun bir spor kulübüne sponsorluk da yapabilir. Ama zaten yaptığı yeniliklerle adını duyurmuş bir firma olduğu için reklâma ihtiyacı yok.

Son olarak da Anadolu Anadolu’nun çeşitli illerindeki turizm işletmelerini bünyesine katması büyümesinde çok etkili olacaktır.

Anadolu’nun bu hızla büyümesi Uşak için ve Türkiye için çok güzel bir kazanımdır. Benim bildiğim Anadolu bu gelişen ve sürekli yenilenen bir firma olmasının ayrıcalıklarını yerine getirecektir.

Anadolu firmasının kurulmasında ve geliştirilmesinde emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunuyorum. Ayrıca merhum Orhan Erdoğmuş’a Allah’tan rahmet ve mağfiret diliyorum.

İlhan Kaplan

Yorum (yok) Yorum yaz!

AKIL – KALP MUVAZENESİ


27/4/2007 · Kategori: GUNCEL

Bir gün 2 kilogram darı ve 200 gram şeker ile doyabilir misiniz? Ya da düzelteyim doymak değil, idare edebilir misiniz? Sadece bir gün bu kadar yiyecekle nasıl yaşarız, yaşayabilir miyiz acaba? Ama yaşayanlar var.

Sudan, Darfur’da yüz binlerce insan açlıkla boğuşuyor. Ve bir aile ayda 2 kg. darı ve 200 g. şeker ile yetiniyor. Yetinmek zorunda kalıyor. Ey insan! Düşündün mü ki hiçbir aile bir ayda nasıl yaşar, ne yer, ne içer? Aile diyorum, sayı belli değil. Belki iki belki beş kişi, bilemem.

Şurası bir gerçek ki bu günlerde insanlarımız büyük küçük demeden bazı şeyleri atmak, israf etmek için elinden geleni yapıyor. Yemek biraz tuzlu diye çöpe dökmek, ekmek ıslandı diye atmak… Ne kadar gülünç bir durumdur bu hal. Ama ağlanacak halimize gülüyoruz.

Şimdi bu ülkedeki insanlar saydığım yiyeceklerle (bir ayda 3–5 kişi) geçiniyor. Hesaplarsak ancak 5 YTL yapar, belki yapmaz bile. İşte bizim güzel insanımız bu kadar boş ve hoyrat olmamalı. Bu parayı sadece günde boş yere harcayanların sayısı oldukça fazla. Zevke, sefaya, eğlenmeye çok mu ihtiyaçları var; bir yanımızda aç kardeşlerimiz varken. Ne olurdu ki biraz elimizdekileri onlarla paylaşsak. Paylaşmalıyız, vermeliyiz. Elimizde az da olsa biraz katkıda bulunmalıyız.

Çok mu zor ey can birkaç lira toplayıp onlara yollamak! Değildir. Onlar gerçekten çok muhtaçlar. Bizim aramızdaki en fakir kişi bile çok zengin kalır onlara göre. Çöldeler ve aşırı derecede ihtiyaçları var yardıma. Bazı batılı toplumlar hemen el atmışlar yardım adı altında. Ama ne yardım… Bir taraftan misyonerler, diğer taraftan da kadınlara kızlara tecavüz eden yabancılar… Bu mu yardımları? 85–90 sene önceki ülkemizin portresi. Ki bu ülke bizim o anki içinde bulunduğumuz kaynaklar bakımından da fakir. Çöldeler ve buldukları otları ve taş-toprağı kaynatıp yemeye çalışıyorlar. Hı… Çölde de ne kadar biter ki ot.

“Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” demiyor mu Peygamber Efendimiz (S.A.V)? Bizim kardeşlerimiz orada aç, biz de onlara bakmalıyız, yardımlarına koşmalıyız. Nasıl ki bir ailenin mensupları anne, baba ve kardeşlerini ölene kadar hep gözetir, koruyup kollar. Aynen bizler de ne olur onlara yardım edelim.

Belki bu yapacağınız yardımlarınız bire bin kat ölçüsünde sevap getirecek. Bilemeyiz. Bir kıssa anlatılır hani:

Hz. İbrahim ateşe atıldığında ateşin üzerinde küçük bir kuş vardır. O küçücük kuşun gagasında da su vardır bir damlacık. Hz. İbrahim o kuşa “ Bu kadarcık suyla mı bu koca alevleri söndüreceksin?” der. Kuş da ona “ Hayır, belki söndüremem ama safım belli olsun.” der.

Bizim de safımız belli olsun. Onların yanında olduğumuzu gösterelim. Yine bir olay anlatılır. İsmini bilmiyorum bir Allah dostu kıyılara dalgaların sürüklemesiyle gelen ve orada kalan mercanları tek tek denize yollar. Onun bu yaptığını görenler ona “ Milyonlarca mercan var nasıl yetiştireceksin ki bunları ölmeden suya” bu zât da onlara “Yetiştiremeyeceğimi ben de biliyorum. Ama şu her attığım mercanın hayatının değiştiğini biliyorum.” der. Öyle değil midir? O insanların hepsine dermen olamayabiliriz ama bir tanesinin hayatını çok değiştirebiliriz.

Gelin onlara destek olalım. 2, 3, 5, 10… lira ne kadar verebiliyorsanız. Hiç yapamam diyen olmamalı. Herkes elini vicdanına koysun lütfen. Kendilerini onların yerine ( batılı tabirle empati ) koysun. Ona göre yardım etsin. Kendilerine yardım yapılmamasını isteyen varsa yardım etmeyebilir.

Yardım için fakültemizin girişindeki ilân panosunda Kimse yok mu? başlığıyla bir afiş göreceksiniz. Orada tüm bilgiler yer almaktadır. Eğer eğitim fakültesi dışındaki kardeşlerimiz varsa da -herkes için geçerli olan tabii ki- www.kimseyokmu.org.tr ye bakmalarında yarar var olacağını düşünüyorum.

Akıl ve kalp dengesini iyi ayarlamanız dileklerimle…

İlhan Kaplan

Yorum (1) Yorum yaz!

DERDİM SİYASET DEĞİL AMA…


10/4/2007 · Kategori: GUNCEL

Nerede Bu Odtülüler!

Geçenlerde eski bir devlet erkânının ağzından çıkan şu cümle gerçekten de tartışılmaya değer doğrusu. Nedir bu söz ki tartışılsın? Kendisi bir zamanlar cumhurbaşkanlığı yapmış olmakla birlikte çok kültürlü de birisidir. Ama onun ‘Nerede bu Odtülüler’ demesi gerçekten de ülkenin karıştırılmak istendiğinin açık bir göstergesidir.

Evet, dokuzuncu cumhurbaşkanımızın bu sözüyle de 28 Şubat’a ben doymadım demek istiyor sanki. 28 Şubat’ta kan dökülmedi, asker sokağa inmedi, ne bileyim bu post modern darbe bir 12 Eylül’e benzemedi. Belki de bunlar olmadı diye içinde hâlâ bir ukde besliyor bu insan. Orasını bilemem ama bu derecede kültürlü bir insanın ve bir de bir zamanlar Türkiye Cumhuriyeti’nin cumhurbaşkanlığını yapmış bir insan, eğitimin içine (bu bir de öğrenciyse) siyaseti sokması çok çok ayıp doğrusu.

Türkiye’de şu günlerde bazı şeyler teşekkül edecek. Bu oluşumu hazmedemeyen bazı illegal örgütler ve jurnal kesim buna izin vermemek için elinden geleni ardına koymayacaklardır.

Önümüzde bir cumhurbaşkanlığı seçimi var. Ve bu seçime kötü bir yakıştırmaca yapan Sayın Süleyman Demirel Bey’e öğrencileri sokağa dökmeye (bir bakıma kullanmaya) tetikledikleri için teessüflerimi bildiririm. Heyhat!

Tehlikenin Farkında Mısınız?

Ne tehlikesi? Küresel ısınma mı? Değil. Dünyaya göktaşı mı düşecek? Hayır. (Ki bu saydıklarım da tehlike arz etmiyor benim için.) Neydi öyleyse bu tehlike. Tabii ki de hepimizin bildiği gibi cumhurbaşkanlığı seçimiydi.

Geçen haftalarda tiraj sıkıntısı çeken bir gazetenin böyle reklam vermesi ve saatleri 16 Mayıs’ta yüz sene önceye kuracağız demesi çok dikkatimi çekti. Evet, bir tehlike vardı ortada. O da gazetenin tiraj endişesiydi. Okunmama ve kapanma korkusuydu. Yani iş yine rant kavgası, rekabet ve menfaat çatışmasıydı.

İstemiyor bazı kesim şu anki hükümetten bir cumhurbaşkanı çıkmasını. Neden? Namaz kılıyorlar diye mi? Başını açmıyorlar diye mi? Allah’a (hakkıyla) inanıyorlar diye mi? Niye acaba…

Evet, bu kesim sarhoşlukta olduğu açık ve besbelli. Ne olacak halleri. Sanki 2002’de başa geçmeleriyle devlet yüz sene geriye gitti. Ki tam tersi çok yönlü atılımlar oldu bu dönemde. Mesela sadece Anadolu’nun her şehrine yatırım gitti. Buradan şu anlaşılmasın ‘ Bu hükümeti savunuyorum.’ Savunmuyorum. Ama yaptıklarıyla ben gerilediğimi düşünmüyorum.

Asıl kendi istedikleri gibi bir cumhurbaşkanı çıkarsa Türkiye geriye sürüklenir. Nasıl mı? 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat bunlara misal. Sadece 28 Şubat bile Türkiye’yi siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel birçok soruna neden oldu.

T.C Siyaset Üniversitesi

Yine bu günlerde, hatta önümüzdeki hafta 14 Nisan’da olacak bir mitingden söz etmek istiyorum. Bu mitingin amacı bu hükümetten (Allah’tan korkan) cumhurbaşkanı çıkmasını engellemek. Kendilerine göre herkes hak ileri sürüyor bu günlerde.

Burada olan ama gözden kaçan bir nokta var ki o da bu mitinge bir üniversite rektörünün de katılması ve katılmayı teşvik etmesi. Ücretsiz ya da az bir fiyatla otobüs tutması, vizeleri sadece bunun için ertelemesi, Allah bilir belki de mitinge katılanların not ortalamalarının yükseltilmesi…

Neden bu rektör amcanın, özür dilerim rektör bey’in yaptığı (Amca dedim çünkü bir rektörden bir hareket sergileniyor.) bu karışık işler bazı yetkililerce görülmüyor. Mesela YÖK gibi…

Mazeretler de hazır. Yok o gün başka sınav varmış da onunla çakışıyormuş. Sayın Hilmioğlu bütün bu sınavların olacağı günler aylar önce belliydi. Hem geçen sene aynı sınav olduğu gün vizeler de devam etmişti. Yine bu sene ertelenen tarihte başka bir sınav var. Bakalım o ne olacak.

Bu insan meslekten atılır ya da atılmaz bilmem ama bu zihniyetli bir şahsın oraya layık olmayacağı açık. Gitsin kışlada nöbet tutsun cübbesiyle.

Ve Türkiye’m

Bütün bu bahsettiklerim hep şikâyet gibi geliyordur belki ama var mı sorun çıkaran grup bunlardan başka ortalığı karıştıran… Bu kişi ve kişilerin kuyrukları sıkıştı ve hep birden bağırmaya başladılar. “Belki yardım eder sözde içine siyasetin girmediği rütbeliler grubu” diye. Bağırın, ne fark eder ki. Bizde derin bir sabırla ‘La havle…’ çekelim ve her şeyi Sahibi’ne bırakalım ve

“Zalimin zulmü varsa mazlumun da Allah’ı var,

 Bugün halka cevretmek kolay, yarın Hakk’ın divânı var.”

diyelim. Çünkü şüphesiz O her şeyi görüp ve işitendir. Çanakkale’de olduğu gibi, 3000 e karşı 100000 kişiyle savaşılan Mute Savaşı’nda olduğu gibi. Allah inşallah bu devleti yüklendiği büyük vazifeler ve dine yaptığı hizmetler hatırına tutup kaldıracaktır. Bizleri zâyi etmeyecektir inşallah. Bu durumda önce teslim sonra tevekkül etmemiz gerekir. Allah hepimizin yardımcısı olsun. Ve bu milletin kaderini güldürsün ve bu sürüklendiğimiz kaos ortamından kurtarsın. Yolumuz açık ve aydın olsun. Âmin âmin âmin…

İlhan Kaplan

Yorum (1) Yorum yaz!

« Önceki ::