BEYHUDE BİR HÜLYÂ


9/3/2008 · Kategori: SiiR

Bir cemre gibi düştün hazan vuran gönlüme.

Sensizlik girdabıyla boğuştum her salise her sene.

 

Aşktır, sevgidir seni bana bağlayan kutsî güç.

Sevmek olsun seni bu uğurdaki tek suç.

 

Biliyorum şimdi uzaklarda sevgiye hasret.

Kalbimde yanar yine hicran yine nedamet.

 

Sensizliğin sessiz gecesinde ziyadan mahrum gönül.

Öter durur gece gündüz hep o yaralı bülbül.

 

Bozulmaz sevgiyle örülen hiçbir bağ.

Yürek yangınken beyhude olur artık dimağ.

İlhan KAPLAN

Yorum (yok) Yorum yaz!

BEYAZ GECE


18/2/2008 · Kategori: SiiR

Düşmüştü bu can beyaz bir gecede ateş-i aşka.

Nazlı nazlı düşen beyaz kar taneleri kederli gönlüme...

Sevdam gömüldü bu beyaz beldede karanlığa.

Bir lem’a yok ne senden ne ilden bu gecede.

Nehar oldu âfâk yüreğimse leyl-i derde hâlâ.

Bizâr oldu dilim, bu sessiz gidişinle.

Sevincim hüzne döndü acı bir nidâyla.

Pürmelâl olsa da kalbim düşmedi hiç yeise.

Ne kara fırtına ne soğuk bir nefha.

Elif elif yandı bu kar yağarken usulca gönlümde.

Senin sıcak dilinde, marifet değil karda.

Hepsi zemheri kışta beyaz bir gecede...

İlhan Kaplan

Yorum (1) Yorum yaz!

SESSİZ ÇIĞLIĞIN SON GÖZYAŞI


2/2/2008 · Kategori: GUNCEL

Ülkemiz son günlerde büyük çalkantılar geçirmekte, geçirtilmekte.  Bir kısım zümre var ki kuyruğuna basılmış ve acı acı çevreye iğrençlikler saçmaktalar.

Türkiye demokratik bir ülke sözde. Sözde diyorum çünkü halkın çoğunluğunun sesini yansıtan gruba dayatmalar yapılmaktadır. Öncelikle demokrasiyle sorunumuz var bizim. Demokrasi kavramının ne olduğunu iyice tahkik etmeliyiz. Belki de ben yanlış biliyorumdur, mükemmel olamam hiçbir zaman! Birkaç kendini bilmez nâdânın beyhude sarf ettiği sözden ötürü neredeyse midemiz bulandı. Her yerde güyâ terörist gibi ithamlarda bulunulan “türbanlı”, “başörtülü” ifadelerinin iyice suyunu çıkardılar.

Biz lâik bir ülke miyiz? Sorusuna herhalde herkes “evet” cevabını verecektir. Madem bu ülke ve bu millet lâik veya lâik yolunda, öyleyse bu devlet karışmamalı –karışamaz da- vatandaşımızın dinine, ibadetine ve karışamaz bacımızın örtüsüne... Lâiklik aslında bunlara karıştığı müddetçe, bu özgürlükleri engelleyerek –belli bir zihniyete hizmet ettiği açık- bozulmuş olur, olacaktır. Beyaz bir güvercin misali, ne zaman özgürce yaşamaya hasret, ferini yitirmiş gözlerle, susamış dudaklarıyla ikrar ettiler “lâiklik elden gidiyor” dediler ve güvercinlerimizin ellerine zincir, ayaklarına pranga taktılar. Fakat birkaç şeyi unuttular ki onlar da düşünce ve kalp. Oraya gem vuramadılar. Sürekli bilim olimpiyatlarında, öğrenci seçme sınavlarında, çeşitli yarışmalarda hep önde oldukları halde geri plâna atıldılar. Heyhat! Dedim ya, düşünceye zincir takmak kimin marifeti? Onların işi ortalığı karıştırarak, bulandırarak, felaket tellallığı yaparak “bulanık suda kolay balık avlanır” sözündeki gibi balık avlayarak rant meselesi yapmak.

Sütçü imam, ecnebinin bir bacımızın yaşmağını açmasına sıkmadı mı kurşununu? Ve yine kurtuluş savaşındaki Kınalı Eller de başörtülü değil miydi? Zübeyde Hanım, Latife Hanım, Nene Hatun...

Dünyanın hangi ülkesinde ve bu halkının %99’unun Müslüman olduğu hangi toplumda bu yasak vardır?

Bir de baktılar yasak kalkacak gibi oluyor, örtünme tarzlarını öne sürdüler. Ben top sakal bırakmışım diye Yahudi mi oluyorum, ya da saçlarımı Che Guevara tarzı uzatsam komünist mi oluyorum? Bunun gibi bir hanım kızımız başına ister yazma takar, ister eşarp, ister de başka bir şey... Yasağın biri kalkıyor başka biri giriyor bu sefer devreye. Yakında da korkarım “Saç mı derdiniz? Gidin kazıtıp gelin. Ancak bu şekilde girebilirsiniz... gibilerinden bir komik bir çözümle komik duruma düşmelerinden. Bu ve benzeri setler her zaman önümüze konulmuştu bu güne kadar. Bu işe ehliyetli olmayan da karışınca durum daha komik oluyor. Ekonomicinin, yargıcın ne işi var bu yasayla?

Engel mi istiyorsun. Neymiş başörtülü daha kolay kopya çekilirmiş de herkes başörtüsü takarmış sonra. Gülünecek şeyler bunlar, ama gülemiyorum ne yazık ki insanımızın bu çıkmazı zorlamalarına. Çözüm mü yok sanki! Ama belli. Engelleyecekler ya, önlerine takoz koyacaklar ya...

“Başörtülü girerse notlarda çifte standart uygulamasına geçerim.” Diyen bir rektör ne kadar demokratik sizce? Ya da rektör mü?

Hâsılı bu üzerinde hassasiyetle durulması gereken konu bu şekilde garip düşünceler yüzünden daha çok su götürür. Yapmamız gerekense, vicdanlarımızı dinlemek bir nebze olsun. Dert yanılmasın, çözüm üretilsin.

Selam olsun engellere sabreden beyaz güvercinlere...

İlhan Kaplan

Yorum (yok) Yorum yaz!

RENKLERİN KAOSU (YENİ)


31/1/2008 · Kategori: MAKALE

Şu son günlerde insanlarımız arasında nifak ve şikak tohumları eken ve birbirine düşürmeyi amaç edinen dış mihrakların baskısı altındayız. Gizli dış mihrakların... Herkese kin ve nefret aşılayarak renkler arasında bir kaos ortamı oluşturmaya çalışılıyor.

Nasıl bir aşı ki bu kadar acıtıyordu insanlarımızın sinelerini. Bir tarafta birine Kürt, diğerine Türk diye bölücülük en başta yapılıyor. Bunu söylemekle değil o insanları bazı haklardan mahrum ederek kaos başlıyor. Her iki tarafı da karıştırıyorlar. İçlerinden birisi terörist oluyor, insanları katlediyor. Ama günahını onca masuma atılan çirkin çamurla Kürt halkı ödüyor. “ Nasıl ki sen bir gemide veya bir hanede bulunsan; seninle beraber dokuz masum ile bir câni var. O gemiyi gark veya o haneyi ihrak etmeye çalışan bir adamın ne derece zulmettiğini bilirsin. Ve zâlimliğini, semâvâta işittirecek derecede bağıracaksın. Hatta bir tek mâsum, dokuz câni olsa, yine o gemi hiçbir kanun-u adaletle batırılamaz.”[I] Bir insanın yaptıklarını başka bir çoğunluk gruba veya bir grubun yaptığını da yapmayan tek kişiye addedemeyiz.

İnsanımızın bu tür çirkin oyunlara gelmemesi gerekir. Ben Uşaklıyım. Bir tane Uşaklı böyle düşünüyor, böyle yapıyor diye tüm Uşaklıların da böyle yapacağını beklemek kadar safderuncadır. Küçük lokmayı yutmak kolay olur hesabınca ülkemizi önce kamplara bölmeyi sonra bölünen bu küçük kampları da bir bir yutmayı hedeflemektedirler.

Şimdi gelelim ayrımcılığa. Nerden çıktı bu ayrım. Türk-Kürt, Alevî-Sünnî... Şimdi temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp önümüze koyuyorlar. Ne zaman güzel icraatlar başlasa bunlardan birini-ikisini açıp karıştırıyorlar. “ Bulanık suda balık avlamak kolaydır.” Bizim necip ve şanlı tarihimizde görülmemiştir böyle olaylar altı asır boyunca. Ermeniler bile bizim en sâdık dostlarımızken, şimdi ise...

Her ikinizin Hâlıkınız bir, Mâlikiniz bir, Mabudunuz bir, Râzıkınız bir... bir bir, bine kadar bir, bir...

Hem Peygamberiniz bir, dininiz bir, kıbleniz bir... bir, bir, yüze kadar bir, bir...

Sonra köyünüz bir, devletiniz bir, memleketiniz bir... ona kadar bir, bir...”[II]

Bunca birlik varken bu ayrılık neden?

Ayrımcılığa sebep olacak şey ne? İnsanlarımızın bu konuda uyanık olması gerekiyor. Hemen galeyana gelip taşkınlık yaratmak sonuç vermez. Kardeşlik ve uhuvvet bağlarımızı sağlamlaştırmamız gerekiyor.

Bu günlerde haberlerde de sıkça gördüğümüz kardeşlik köprüsünün alanı genişletilmelidir. Batıdaki işadamlarının bu onulmaz fedakârlığını göz ardı edemeyiz. Bazı okulların buralara kitap, kırtasiye, bilgisayar vb. yardımlarını, en çok gitmesi gereken ve ihtiyaç olan doktorların bu günlerdeki diğerkâmlık yaparak oralara gitmelerini unutamayız. Bunlar yeterli mi? Yetmez elbette. Eğitim alanında büyük yatırımlar yapılmalı, cehalet azaltılacak boyutlara indirilmeli. Bu tür fedakârane desteklerin geniş kitlelere yayılması gerekiyor.

Görecekler ki Doğu’da ne pırlanta yürekler var, ne tatlı tebessüm saçan sevgi çiçekleri var açmayı bekleyen, ne acılı sineler var bizim acılarımızı paylaşan. Bu güzellikleri görmemek için bir sebep yok. Kör insan bile görüyorken, sadece gözleri gören bazı insanların da görmedikleri görülüyor. Çünkü onların kalpleri kararmış, gözleri değil. Ülkemizdeki menfî düşünceli birçok insan kulaklarını tıkayadursun bu hakikate. “ Gözlerini kapamakla gece edemezler gündüzü.”

Kaos ortamı, kardeşlik köprüsü sağlamlaştırıldıkça ülkemizde yer edinemeyecektir inşaallah. Ülkemizde artık Kürt denince, Alevî denince kimsenin içi ürpermeyecek, aksine inşirah bulacak. Aynı mesele ‘çarşaflı’- ‘türbanlı’ sözcüklerini duyunca da oluyor bazı insanlarca. Bu konu da apayrı bir kaos malzemesi yapılıyor şimdilerde. Sonra dile getirmek üzere inşaallah bu acıyı.

Allah uhuvvetimizi arttırsın!

İlhan Kaplan



[I] Said Nursî, Bediüzzaman, “ Mektubat”, “ Yirmi ikinci mektub, birinci mebhas”

[II] Said Nursî, Bediüzzaman, “ Mektubat”, “ Yirmi ikinci mektub, birinci mebhas”

Yorum (0) Yorum yaz!

ACININ EMÂRESİ


31/1/2008 · Kategori: SiiR

Düştüm bir reh-i sevdaya karlı bir gecede

Fevvareden çıkan bir âb gibi üzerime gelen kar

Bedenime değil de yüreğime çarpıyordu güyâ

Soğuk sevdamın soğuk gecesinde ben

Üşüyordu bedenim yanıyordu yüreğim şûle şûle

Garip bir tezatlık içinde

Dolduramıyordu senin yokluğunu hiçbir heves

 

Kulağımda bir sevda ezgisi

Ve gözlerim karanlık yollarda

Çıktım buruk kalbim solgun bir nazarla

Sensizliğin sessiz bir gecesinde Hendek’ten

Gurbetin en acı iğnesini yedim şimdi

Ne isyan etti sana gönlüm ne de nisyan seni

Hasretle yandı sensiz hep leyl ü nehâr

 

Billûr billûr akan kar taneleri camdan ve candan

Sanki gözlerde revân olmuş bir renksiz gözyaşı

Yolun bittiği yerdeyim şimdi

Sensiz geçen bu soğuk bilmez gecede

Zemheri bir kışa hazır gönlüm bu gecenin seherinde

İkliminin sıcaklığının hayâli ile yeniden

Yüreğimdeki bu ah-u sevdaya rağmen

 

Yanar bu gönlüm şimdi nâlân

Kar tanesinin suya düşmesi gibi

Hâlâ seni bekler ve sûzan

Vuslata aç kalmış bu bitap yüreğim

Sonsuza uzayan bu karanlık gecede

Nihâl bir tebessümüne hasret

Gel daha fazla bekletme ne olur!

 

29.01.2008 Karlı bir gecede Hendek’ten Adapazarı’na...

ilhan Kaplan

Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »